Şifacılık ve Ruhsal şifanın iyileştirici gücü

Kendimizi ve bedenimizi ne kadar tanıyoruz? Bu can alıcı soruya vereceğimiz cevaplar, klasik toplumsal telkinler ve eğitim ile öğrendiğimiz bilgilerle sınırlıdır.
Oysa İnsan varlığı üzerine yapılan çeşitli araştırma sonuçlarına baktığımızda, insan bedeninde birtakım enerji merkezlerinin olduğunu ve hatta bunların haritalarının bile çıkarılmış olduğunu görüyoruz. Bu enerji merkezlerini beş duyumuzla algılamamız mümkün değildir. Ancak parapsikolojik araştırmalarda çok yol almış olan Ruslar, bu enerji alanlarının bir kısmını görünür hale getiren Kirlian fotoğraf tekniğini geliştirmişlerdir. Kirlian fotoğraflarında, bu enerji merkezlerinin durumunu, duygu ve düşüncelerin niteliğine göre değişen renklerle tespit etmek mümkün olabilmektedir.
Zaman zaman toplumda pek çok kişi de, tüm canlıların bedenleri etrafında parlayan bir enerji bulutu gördüklerini ifade ederler. Bu kişiler, auranın renk ve şekil değişikliklerine bakarak, kişinin içinde bulunduğu fiziksel ve ruhsal durumu tasvir edebilmektedirler.
Bu enerji merkezleri insanın fizik bedeni üzerinde yer almayıp, fizik bedenin daha ince titreşimlerine sahip, ruhsal enerjinin fizik beden ile etkileşiminde katalizör vazifesi gören süptil bedenlerimiz (astral, esiri) üzerinde yer almaktadırlar.

SAĞLIK VE HASTALIK
Hastalıkların veya sağlık bozukluklarının çok yönlü sebepleri vardır. Görünen ve tıp tarafından kabul edilen sebeplerin yanında (bakteri ve virüsler, kötü beslenme...) bir de bağışıklık sisteminde meydana gelen güçsüzlükler söz konusudur.
Bağışıklık sisteminin ve hastalıkların yenilmesi sadece ilaç tedavilerine değil büyük ölçüde bizim ruhsal durumumuza bağlıdır. Çünkü hastalık dediğimiz süreç, temelde akışı engellenmiş bir enerjinin fizik bedenimize yansımasıdır.
Bu enerji akışındaki dengesizliklerin sebebi nedir?
Bu unsurlar direkt olarak zihin ve duygusal tavırlarımızla bağlantılıdırlar.
Zihin ve beden arasındaki ilişki öylesine bütünleşmiştir ki, psikolojik ya da duygusal sebepleri bulunamayacak hastalık yok gibidir.
Yaşamımızı giderek artan bir şekilde tehdit eden stres, hastalığı azdıran en temel faktördür. Öfke, endişe, korku, ümitsizlik, üzüntü, darılma, yalnızlık vs. strese sebep olur. Stres, içsel gerilimimizi artırır, gerilimle birlikte kaslar sıkışır. Sıkışan kaslar, kan akışını ve sinir sisteminin fonksiyonlarını etkiler. Bu düzen bozulduğunda fiziksel rahatsızlıklar başlar.
Stresin sebeplerini kendi içimizde bulmaya çalışmak ve bir dizi gevşeme egzersizleriyle bu çalışmayı beslemek tüm kasları ve sinir sistemini rahatlatabilir.
Geleneksel tıp şüphesiz bize yardım etmekte ve gerekli olmaktadır. Ancak hastalıkların sebeplerini sadece fizik beden üzerinde iyileştirmeye çalışmak, problem kökten çözülmediği için tekrar önümüze gelmesine neden olmaktadır.
Gerekli enerji sağlandığında, beden bütünüyle sağlığını yeniden kazanma yeteneğine sahiptir. Önemli olan meydana getirdiğimiz ve beslediğimiz düşünsel ve duygusal hallerdir. Kuruntular, takıntılar, olumsuz düşünce süreçleri astral beden üzerinde yoğun enerji değişimlerine sebep olmaktadır. Fiziksel beden ile astral beden arasındaki uyum bozulduğu zaman ise bizler tekrar hasta oluruz.
Dolayısıyla öncelikle zihinsel dünyamızı diri ve sağlıklı tutmanın önemini kavramamız gerekir. Hür türlü tedavi, hastalığın iyileştirilmesinde bir araçtır. Önemli olan sağlığın ve canlılığın sürdürülmesi için tüm varlığımızla pozitif bir yaklaşım içerisinde olmamızdır.

ŞİFACILIK NEDİR?
Geniş bir perspektifte baktığımızda, şifacılık, tüm evrende bulunan, ancak biz insanların gerek görgü ve tecrübemiz gerekse takip ettiğimiz metotlar nedeniyle kullanmakta yetersiz kaldığımız bazı kanunlardan, güçlerden yani evren enerjisinden yararlanmak demektir.
Gerçek bir şifacı, tedavi ettiği hastasının astral bedeniyle ileşitim kurarak, bu beden üzerindeki enerji merkezlerini harekete geçirerek şifa veren gerçek bir medyomdur.

Şifacılık uygulamaları başlıca iki ana grupta toplanır:

1) MANYETİK ŞİFACILIK
Tüm insanlarda bulunan, hepimizin kullanıp aktarabileceği, manyetik, fiziki bir güçtür.
Manyetik kuvvetin insan organizmasına etkisi bilinen bir gerçektir. İnsan bedeni tıpkı bir pil gibi elektrik üretir ve bu güç aktarılabilir. Bu etkinin en çok aktarıldığı yerler, eller, gözler, nefes, aktarılma yöntemleri ise paslar, sıvazlamalardır.
En bilinen uygulaması, bir annenin huzursuzlanan çocuğunu kolları arasına alarak sakinleştirici etkisini bebeğe yönlendirmesidir.
Aynı şekilde şifacı da, manyetik enerjisini, bedenin belirli bir bölümündeki hastalığı iyi etme amacıyla bir başkasına aktararak basit bir manyetik şifa çalışması yapmış olur.
Daha sistematik olarak yapılan manyetizm çalışmalarında izlenilen metot ise şudur:
İnsan vücudu bir polarizasyona sahiptir yani bir kutuplaşma vardır. Genellikle insan bedeninin ön kısmı +, arka kısmı -, sağı +, solu - durumdadır. Madeni mıknatıslarda artı ve eksi kutuplar karşı karşıya geldiklerinde aralarında bir çekim, aynı isimli kutuplar da karşı karşıya geldiklerinde aralarında bir itim olmaktadır. Aynı şekilde insan bedenindeki bu polarizasyonda da, aynı isimli kutupları kullanarak uyartıcı, zıt isimli kutupları kullanarak ise sakinleştirici bir etki meydana getirmemiz mümkündür. Örneğin felçli bir kolu, solda ise, (-) olması nedeniyle, biz de sol kolumuzu yaklaştırmak suretiyle felçli kolda bir uyarma meydana getirebilir ve bu şekilde polarizasyon dengesini kurmuş oluruz.

2) RUHSAL ŞİFACILIK
Şifacı bir medyom vasıtasıyla yapılan, bedensel enerjisinin ötesinde, ruhsal tesirlere aracılık etmek, ruhsal rehberler yardımıyla gelen ruhsal tesirleri hastaya yönlendirmek suretiyle yapılan iyileştirme ve tedavi şeklidir.
Ruhsal şifa uygulamalarında ortaya konan enerjinin kaynağı ruhsal şifayı uygulayan kişi değil, Ruhsal Dünya’dır. Dünyadaki hiçbir maddesel alet, bu şekilde bir şifa verebilme yeteneğine sahip değildir.
Bu güç, ruhsal dünyanın titreşimleriyle uyumlanabilme yeteneğine sahip vazifeli varlıkların aracılığı ile fonksiyonunu yapar. Bu süreçte, bizzat medyomun kendisindeki yetenekler; medyomun ruhsal tesirlere olan hassasiyeti, ruhsal aleme olan inancı ve böyle bir vazife planıyla yeryüzüne doğması çok etkilidir.
Ünlü kahin, durugörür ve şifacı medyom olan Edgar Cayce’nin hayatı ve çalışmaları bu konuya verilebilecek en güzel örneklerden biridir.
Cayce, herhangi bir yere uzanarak transa geçtikten sonra, adeta fiziksel gözleriyle görüyormuşçasına, hasta yakınında olsun ya da olmasın, hastanın astral bedenindeki dengesizliklerin fizik beden üzerinde meydana getirdiği etkileri tespit edebilmekte ve tedavi yöntemleri önermektedir.
Ancak uyandıktan sonra bunların hiçbirini hatırlamaması ve verdiği reçetelere inanamaması, her şifa hadiseninin ardında ruhun şuurlu etkisinin bulunduğunun açık bir kanıtıdır.
Özellikle Amerika’da bu konuda pek çok örnek mevcuttur. Birçok durugörür, bir kimsenin bedeninin içine, sözcüğün tam anlamıyla bakabilmekte, bedenin et ve kemik dokularının içini görebilmektedirler. Bu çalışmaya “röntgen görüşü” derler ve bu sayede teşhisler yapabilirler. Örneğin bir organın durumunu rengine bakarak tanımlamakta; sağlıklı bir karaciğer koyu kırmızıyken, sarılıklı bir karaciğer sarı-kahverengi, kemoterapi uygulanan bir bireyin karaciğeri ise yeşil-kahverengi renklerde görünmektedir.
Çevredeki kişiler tarafından hastaya yönlendirilen pozitif düşünce ve niyetler, ruhsal alemden gelen şifacı tesirler de, ruhsal şifa çalışmalarında etkili olan en önemli unsurlardır.

RUHSAL ŞİFA GÜÇLERİ NASIL ÇALIŞIR?
Ruhsal şifa uygulamalarında bilinen fizik kuralların dışındaki birtakım ruhsal yasalar devreye girmektedir.
Ruhsal bir etkinin maddesel bir kimliğe bürünmeden organizmaya etkide bulunması mümkün değildir. Dolayısıyla bir aracıya ihtiyaç vardır.
Ruhsal şifacı, medyom, ruhsal alemle irtibat halindedir. Ruhsal rehberler, şifacı medyomdaki bedensel ve ruhsal duyarlılığı kullanarak, hastanın kendi içsel benliğiyle irtibata geçmesini ve onun iyileştirici gücünü kullanarak, astral bedendeki enerji dengesizliklerinin giderilmesini, fizik bedendeki iyileşmelerin sağlanmasını temin ederler.
Bu enerji nakli olayında, medyomun nitelikleri, insanlara karşı derin bir alaka, fark gözetmeden bir sevgi ve bağlılık duyması, moral seviyesi, sezgisi, içgüdüleri de çok önemli bir yer tutar. Bu tür ruhsal şifacılık maddi çıkarlar için kullanılamaz. Gerçek şifacılar, karşılıksız hizmet etme arzusuyla bu işi yapan yüksek vazifeli varlıklardır.

EN BİLİNEN RUHSAL ŞİFA UYGULAMALARI

TEMAS YOLUYLA YAKINDAN ŞİFA
Bu tür şifacılıkta şifacılar, rehber varlıklardan gelen şifa güçlerinin ellerinden geçmelerine aracılık ederek, hastalıkla bölgeyi saptayabilir ve şifa verebilirler.
Eller hasta sahanın civarına yaklaştığı vakit, kuvvetli bir sıcaklık veya soğukluk duygusu hissedilir. Eller o sahadan uzaklaşınca bu duygu kaybolur. Hasta, bu sıcaklığı veya soğukluğu, derinlere nüfuz eden bir güç olarak hisseder.
İşte bir hastanın şifa uygulaması esnasındaki deneyimleri; 

“Ruhsal şifayı yıllardır duyardım ve inanıp inanmamak konusunda değişken hislere sahiptim. Doktorların iyileştiremediği iki ciddi sorunum olduğunu bilen arkadaşlarımdan birisi bana bir randevu ayarladı. Kuşkulu hisler içerisinde gittim. Fakat şifacı üzerimde çalışmaya başladıktan yaklaşık üç dakika sonra tüm şüphelerim kaybolmuştu. Çok derin bir güven duyuyordum. Gevşediğimi ve korkularımın kaybolduğunu hissediyordum. Bu, soğuk bir günde insanın içini ısıtan güneş gibi bir histi. Daha sonra çekilmeler olmaya başladı. Bunu boyun kısmımda hissediyor fakat zihnimde görüyordum. Sanki dokuları hareket ettiren, düzenleyen parmaklar var gibiydi. Daha iyi bir kelime bulamadığım için ‘parmaklar’ diyorum. Bu belki de boynumda çalışan bir enerji alanıydı.... Organlarımın kıpırdadığını hissedebiliyordum. Kalın ve ince bağırsaklarım çalkalanıyor, içlerinden hava ve gıdalar geçiyordu. Kuyruksokumum sanki o bölgede çok fazla kan ve enerji varmış gibi kıpırdıyordu. Aynı zamanda kendime güven ve genel bir huzur hali de hissettim. Artık kendimi daha önceki gibi dağınık ve cansız hissetmiyordum.”

gnoxis.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder